8 Kasım 2015 Pazar

'Dhobi Ghat (Bombay Günlükleri)'


İlk baştan söyleyeyim ben profesyonel bir sinema filmi eleştirmeni değilim. Bu sadece kendi düşüncelerimi ele alacağım kısa bir yazıdan öte bir şey değil...

Aamir Khan denildiğinde akla bu sıralarda 3 İdiots isimli film geliyor. Hindistan'ın en önemli mühendislik okullarından birine gelen 3 öğrencinin hikayesini anlatan film Dünya da ve Türkiye de Aamir Khan ismini hatırlamada en büyük nedenlerden biri olarak gösteriliyor. Bilmeyenler için söyleyeyim. Aamir Khan Hindistanlı, 50 yaşında, başından iki evlilik geçmiş, ikinci evliliği devam ediyor hala, 3 çocuk babası, hem aktivist hem de oldukça yetenekli bir aktör. Çok küçük yaşlardan beridir içerisinde olduğu sinema dünyasının hakkını veren büyük bir isim kendisi. Yapımcılık, yönetmenlik de sihirli yetenekleri içerisinde olan alanlardan.
Şimdiki eşi Kiran Rao'da yönetmen. Dhobi Ghat onun ilk uzun metrajlı filmi. Kiran Rao çok ünlü bir ismin eşi olmanın ağırlığını hakkıyla taşımayı başarmış, bunun yanı sıra da kendi başarısına başarı katmaktan da vazgeçmemiş.

Gelelim yazıya başlık olan filme...
Dhobi Ghat Türkçe deki adıyla Hindistan'ın en kalabalık şehirlerinden birisi olan Bombay çamaşır yıkama merkezinin adı. Ya da bizde bilinen adıyla Kuru Temizleme yapılan kocaman bir alan.
Film bu alanın etrafında bir şekilde yolları kesişmiş olan 4 insanın hikayesini anlatıyor. İzlemeyenler için özet geçmek gerekirse ressam Arun, bankacı Shai, çamaşırcı çocuk Munna ve ev hanımı Yasmin arasında gizli bir bağ kuruluyor filmin ilk dakikalarından itibaren. Bir sergide Arun ile tanışıp onunla bir gece geçirdikten sonra ona aşık olan Shai, ertesi sabah Arun'un yaşadığı değişim nedeniyle kalbi kırık bir şekilde ondan ayrılıp, hayatına devam ediyor fakat istemese de ulaşılmaz ressam Arun'a aşık oluyor. Munna Arun'un ve Shai'in çamaşırcısı. Shai Arun'a ulaşmak adına film boyunca Munna'yı kullanıyor ve sonunda başarılı oluyor aslında. Yasmin'de Arun'un taşındığı evde yaşamış, kocasının kendisini aldatmış olduğunu fark ettiğinde hayatına son vermiş bir kadın. Arun onun yaşarken mektup olarak isimlendirdiği kasetlere ulaşıyor ve Yasmin'e her kaseti izlerken aşık oluyor zamanla. Bu aşk onun uzun zamandır yaptığı en güzel tablolardan birini oluşturmasına neden oluyor film boyunca.

Bu dört karakterin etrafında Bombay'ı başarılı bir gözlemle anlatan yönetmen ve yazar Kiran Rao, yaptığı işle insanlarda bir Bombay görme merakı uyandırıyor. Şehir dünyanın en kalabalık, en karmaşık, en kirli, en tehlikeli şehirlerinden birisi olsa da film sayesinde şehre ilişkin bir ilgi uyanıyor izleyenin içinde. İnsanların tren yollarında yıkanmasını, şehirde sokak sokak dolaşarak fare avına çıkan çalışanlarla karşılaşmasını, kil de çamaşır yıkayıp büyük bir alanda o çamaşırı kurutmalarını, şehrin merkezi alanlarında ayakta durmaya çalışan küçük işletmelerin yaşamaya çalışmasını çok başarılı bir dille anlatıyor yönetmen. Yeni bir bakış kazanmak adına ABD deki işinden izin alıp Bombay'a gelen Shai'nin sevgiye olan açlığı modern dünyanın bunalımlarının her yerde geçerli olduğunu anlatıyor.

Arun gibi içine kapanık bir ressamın alkol aldıktan sonra yaptıklarından utanmasını insan ister istemez sorguluyor. Çift karakterli gibi görünen ruhun boşlukta Yasmin'in varlığına sarılmasına da içerliyor. Git gide yalnızlığı tercih eden insanların çoğaldığı dünya da, ne kadar isterlerse istesinler hiç bir insanın yalnız olamayacağını, gerçek sevgi arayışlarının sonsuza kadar devam edeceğini bize hatırlatıyor.

Munna kaldığı ev ve yaptığı işlere rağmen, çocukluktan beri aynı ruyanın peşinde. Hani biz taşı toprağı altın diyerek İstanbul'a koşup yıllarca hayallerimizin peşinden koşmuşuz ya, onlarda Bombay'ı kendi kurtuluşlarına çare olarak görüyorlar tıpkı Munna gibi. Onun idolü de Aamir Khan'ın biricik dostu Salman Khan. Çok yerinde bir seçim olmuş filmi renklendirmek adına aslında. Sallu olmadan Aamir yalnız kalıyor çünkü.

Munna statüsüne, eğitimine bakmadan Shai'ye tertemiz bir aşk duyuyor. Bunu fark etse de Shai onunla arkadaş kalmayı ve projesi için gerekli bilgileri toplayacağı gezilere çıkmayı tercih ediyor. Çünkü onun asi ruhuna Arun gibi bir adamın iyi geleceğine inanıyor.

Filmde can yakan tek isim Yasmin bence. Ailesinin bulduğu bir adamla evlenen Müslüman hintli bir kızın, gerçek aşka yabancı oluşu, kocasının gözüne girmeye çalışması, onun kendisini aldattığını öğrenince herşeyi bırakması insanı çok üzüyor ve akla hep aynı şeyi getiriyor;

Dünyanın neresinde olursanız olun, hangi dinin mensubu olursanız olun, bir kadına kanatlanması için yeterli eğitimi verip ona doğru insanı bulmasında yol göstermezseniz, mahvolması için el atanlardan biri de siz olmuş olursunuz diyor yönetmen benim gördüğüm açıdan. Ve ekliyor. Yasmin gibi kızlara evlilik değil gerçek sevgi gerek diye..

Aslına bakarsanız bu filmle ilgili söylenecek oldukça fazla şey var. Korunaklı apartmanlar arasında kalan sefaletten tutun da, refahlarını hiçbir şeye değişmeyen sosyetik insanların hayatlarının sorgulanması gereken bir çok noktası var. Bu sorgulamayı bize 2 saatlik bir filmle bile olsa hatırlatan başta Kiran Rao ve sonra  bütün Dhobi Ghat ekibine, duymasalar da, şükran borçluyuz hepimizde. O bildiğimiz sürekli dans eden, hep pozitif yaşayan, sefaleti bir kenara bırakan Hint filmlerinden başka bizim dikkatimizi gerçeklere yöneltmiş olmasına minnet duyuyoruz. Umuyorum ki genç bir Bollywood hayranı olarak Dhobi Ghat gibi filmlerin arttığını görürüm. Ve Türkiye de Bollywood hakkında ki ön yargıların bittiği günlere de şahit olurum.

Zevkle izleyeceğinize inandığım bir film. Yazım boyunca sürçü lisan ettim ise affola...

Sevgiler
Züleyha...

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © B.Ç.A Gündem | Bollywood'un Türkiye Adresi | Designed With By Blogger Templates
Scroll To Top